Have you made up your mind about your destination? The best accommodation deals are being booked fast, don’t let anyone keep ahead!

I want to find a house NOW!

Liepaja, Letonya şehrinde Ayşenur tarafından paylaşılan Erasmus Deneyimi.

Tarafından yayınlandı flag-tr Ayşenur Kara — 7 yıl önce

1 Etiketler: flag-lv Erasmus Deneyimleri Liepaja, Liepaja, Letonya


İLK TAVSİYE: LÜTFEN BU YAZIYI BU ŞARKI EŞLİĞİNDE OKUYUN. SONRA DA ŞARKININ SÖZLERİ ÜZERİNE BİRAZ DÜŞÜNÜN. BENDEN VE YUNA'DAN BİR TAVSİYE https://www.youtube.com/watch?v=dYldPismvIE


Neden Liepaja, Letonya şehrine gitmeyi tercih ettin?

Almanya, Belçika ve Letonya ile anlaşması vardı Kocaeli Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü'nün. Çok fazla seçeneğim yoktu yani-ama bu sizi yanıltmasın ben zaten Letonya'ya gitmek istiyordum çünkü daha önce giden arkadaşlardan güzel şeyler duymuştum-.  Gitmeden önce biraz araştırma yaptım ve küçük, sevimli bir şehir olduğunu öğrendim. Diğer ülkeler bütçeme çok uymuyordu açıkçası. Büyük şehirlerin yavan kalabalıklarında kaybolmaktansa küçük bir şehre gitmek istedim. Böylece kendimle daha iyi tanışabilecektim.

Daha önce evden uzakta hiç yaşamadığım için sınırlarımı, nereye kadar gidebileceğimi görmeye Liepaja'dan başlamak istedim. Tabi Letonya'nın kedileri ile ünlü bir ülke olması da ayrı bir sebep. Bazı ülkelerin Erasmus öğrencisi olsanız bile kendi dillerinde ders verdiklerini öğrendim; İspanya gibi. Letonya'da bu durum söz konusu değil. Aldığınız dersleri İngilizce olup olmamasına göre seçiyorsunuz zaten. Kocaeli Üniversitesi şöyle bir güzellik yapıyor: Dersleri aktslerine göre eşleştiriyoruz. Yani içerikten ziyade aktsler önemli.

Eğer Liepaja Üniversitesi'ndeki dersleri incelerseniz zaten İngilizce Öğretmenliği bölümü için oldukça yararlı dersler sunduğunu göreceksiniz. Sizin bölümünüz belki farklıdır. Bu sizi korkutmasın. Mutlaka kendinize göre dersler bulacaksınız. Kocaeli Üniversitesi dışında hangi üniversiteler akts eşleştirmesini kabul ediyor bilmiyorum. Bu yüzden bu konuyla ilgili kendi okulunuzdan mutlaka bilgi almalısınız. 

Hazırlıkların nasıl geçti, ilk günlerin nasıldı?

Başvurumu yaptıktan sonra Erasmus sınavı için beklemeye başladım. Açıkçası ortalamam çok yüksek değildi: Koü'lü olmak... Bu yüzden çok da ümitli değildim. Sınavda iyi yapacağımı biliyordum çünkü alanım İngilizce. Tek problem ortalamam ve sınıfımda çok kişinin Erasmus yapmak istemesiydi. Sınav beklediğim gibi geçti. 90 ya da 95 aldım şuan emin olamadım. Daha sonra speaking sınavı olacaktık ama hocalarımız zaten İngilizce seviyemizi biliyorlardı iki yıldır birlikteydik çünkü.

Ben sıralamadı on ikinciydi. Yani yine ümidim yoktu. Hatta aileme de söylemiştim sıranın bana gelmeyeceğini. Mülakata girdik tercih yapmak için. Tek boşluk kalmıştı onu da ben Letonya ile doldurdum. Birçok arkadaş Almanya istediği için, Almanya olmadığında tercih haklarından feragat etmişler. Sıra da bir şekilde bana geldi, kaderde varmış... 

Gidebileceğimi hiç düşünmüyordum ve Nisan ayına kadar da hep hakkımdan feragat etmeyi düşündüm. Açıkçası korkuyordum. Daha önce evden hiç ayrılmamıştım ve şehri bırakın ülke değiştirmek beni çok geriyordu. Kendi şehrime de bir insana bağlı gibi bağlıydım. "O yemyeşil ağaçların üzerinde büyüyerek kalbimde mavi bir haleye dönüşmüştür Adapazarı. Özgürlüğümdür." der Zeynep Arkan. İşte Adapazarı, Sakarya benim için tam anlamıyla buydu: Özgürlüğümdü! Ama hep diyorum benim şehrim benim Neverland'im bu yüzden orada hiç büyümüyorum hep küçük bir kız çocuğuyum.

Adapazarı'nda ben hep babamın omuzlarında kendimi eve taşıtan, annemin elini tutmadan karşıdan karşıya geçemeyen bir çocuğum. Bunu aşmak istiyordum. Korkularımla yüzleştim ve o ilk adımı attım: Belgelerimi tamamladım. Bu süreç biraz yıpratıcıydı çünkü her şey onaylandıktan sonra bile sorun çıkaran insanlar oldu isim ya da kimlik belirtmeyeceğim tabii.

Belirtmeden geçemeyeceğim vize almak oldukça kolay oldu. Üç gün içinde vizem çıktı; İstanbul'da Fahri Konsolosluk'tan aldım vizeyi. İlgilenen kişi de Letonya ile ilgili pek çok bilgi verdi; "Sakın pizza yeme! Kendime gelemedim." dedi mesela :). Okulumun oldukça disiplinli ve iyi bir okul olduğundan, ülkede suç oranlarının düşük olduğundan filan bahsetti. Bunlar hem beni hem ailemi rahatlatan bilgilerdi. Velhasıl 30 Ocak 2017 tarihinde Riga'ya uçtum.

Okulun benimle ilgilenmesi için ayarladığı bir arkadaş vardı o da sağolsun minibüs ayarladı ve havaalanından Liepaja'daki yurdun önüne 12 euro ödeyerek ulaştım. Otobüs 8 euro ama artı bagaj parası alıyor ve terminalden yurda gitmek için de araç tutmam gerekecekti. Bu yüzden minibüs en mantıklı olanıydı. Yurda vardım. Dürüst olacağım: Kendimi yetimhaneye bırakılmış gibi hissettim. "Kimse sizi karşılamaya gelmediğinde büyüdüğünüzü anlarsınız" diye bir söz okumuştum. Öyle oldu. O gün büyüdüm ben. O gün hayatımın sonuna kadar her durumda yanımda tek bir kişi olacağını öğrendim: Kendim! 

Odamın anahtarını alıp kendimi yatağıma attım demek isterdim ama öyle olmadı. Evet aldım anahtarımı ama verdikleri yastık ve battaniyeler çok pisti. Bu sebeple Rimi isimli alışveriş merkezinden 8 euroya yorgan ve yastık aldım. Nevresim götürmüştüm zaten. Yiyecek bir şeyler de almıştım yanıma. Yurda dönünce biraz atıştırıp uyudum. O gece arkadaşlar bowling oynamaya gittiler ama benim kolumu kıpırdatacak halim yoktu. Bu arada yurtta sekiz Türk'tük. Riga'da havaalanında da Türklerle karşılaşmıştım. O yüzden sanki şehir değiştirmiş gibi hissediyordum.

Ertesi gün Türk arkadaşlarla küçük bir şehir turu yaptık onlar benden önce yerleşmişlerdi yurda. Hatta bir tanesi birinci dönemi de Liepaja'da okumuştu. Baltık Denizi'nin kıyısında dolaştık biraz. Midye kabuğu topladım ben mesela en sevdiğim şeylerden biridir :) Şehri sevmek için öyle çabalıyordum ki etrafı izlediğim pembe bir gözlük vardı sanki gözlerimde.

Liepaja maket şehir gibi... Sanki insanların sırtında bir kelebek var ve biri o kelebeği çevirip kuruyor sonra da insanları şehre salıyor gibi... Doctor Who'nun bir bölümü vardı. İnsanlar geceleri eriyorlardı ve aslında ölüydüler - tam da hatırlamıyorum aklımda böyle kalmış-. İşte ben de böyle hissediyordum. Her an sahne kapanacak ve şehir beni yutacak sanıyordum. Sürekli kendimi pozitif tutmaya çalışıyordum. Bu süreçte pek çok insan size köstek oluyor.

Kalabalık ortamların getirdiği can sıkıcı bir şey var: Çok fazla insanla uğraşmak zorunda kalmak. İşte bu noktada yine anlıyor insan: Kendinden başka kimsenin mutluluğundan sorumlu değilsin, unutma!

Ne kadar süreliğine burs aldın? Masraflarını karşılamanda yardımcı olması için eline ne kadar para geçti?

Henüz dönemim bitmedi. Bursun tamamı elime geçmedi yani. Fakat beş ay için üç yüz euro anlaşmamız. Bütçe yönetimi için dışarıda yemektense kendim bir şeyler pişirmeyi tercih ediyorum. Herhangi bir malzeme alınacaksa marketleri gezip uygun olanı bulmaya çalışıyorum. Böylece daha ekonomik yaşıyorum ve gezmek için daha fazla param kalıyor. Size tavsiyem de bu şekilde yapmanız. Çünkü oraya yemek yemeye değil gezmeye gidiyorsunuz. Değil mi?

Liepaja şehrinde öğrenci hayatı nasıl?

Genç nüfus çok az. Sokağa çıktığınızda yaşlılar ve çocuklar var bir de kediler... Değişim programları ile pek çok öğrenci geliyor şehre. Yani mutlaka arkadaş bulursunuz ve yapacak işler de çıkar önünüze. Gençlik Evi/Youth House diye bir yer var. Amaçları, gençleri çağdaş dünyanın bataklığından korumak. Oraya gelenler oyunlar oynayabiliyorlar, sahne gösterileri, tiyatrolar yapılıyor. Sık sık gittiğimiz bir yer. Ben Sakarya'da yaşıyorum ve orada Sakarya'da erasmus yapmış biriyle tanışmıştım. Memleketimi yad etmiştik.

Böyle şeylerle siz de karşılaşabilirsiniz çünkü pek çok insan Türkiye'ye gitmiş ya da bir şekilde bir programa dahil olmuş. Hocalarım içinde de Sakarya'ya gelmiş, Karabük'te çalışmış insanlar var. Türkiye onlar için çok da yabancı bir ülke değil. Bu durum, insanı daha iyi hissettiriyor. Çünkü başka şehre gittiğimde bile Sakarya'yı özleyen biriyim ben. Sakarya kokusu almış insanlarla tanışmak hasretimi bir nebze dindiriyor.

liepaja-letonya-sehrinde-aysenur-tarafin

Liepaja şehrini ve üniversitelerini diğer öğrencilere tavsiye ediyor musun?

Çok büyük beklentilerle gelmemelerini dipnot düşerek tavsiye ederim. Okul güzel, Türkiye'deki eğitim sistemine göre daha rahat. Hocalar erasmus öğrencilerini çok kasmıyor. Şehir size standart bir hayat sunuyor ama bunu değiştirmek yine sizin elinizde. Herkesin kaçıp saklandığı yerler vardır şehirlerde. Benim için bu çoğu zaman kütüphane ve Baltık Denizi'nin kıyısı oluyor.

Toplu ortamda yaşamak zor bir durum. Kabul edelim. Koşullar bazen o kadar yıpratıcı oluyor ki kaçıp gidesiniz geliyor. Böyle zamanlarda Baltık'ta midye kabuğu toplamak, kütüphanede kitapları karıştırmak bana iyi geliyor. Liepaja'ya giderseniz, sizin de mutlaka sığınacağınız yerler olacak. Şehir bunu herkese farklı şekilde sunuyor. Bana kütüphaneyi ayırdı, bir başkasına alışveriş merkezini mesela.

Yemekler nasıl?

Yemek kültürleri yok diyebilirim. Yani ayaküstü atıştırıyorlar hep. Ben genellikle kendi yemeğimi kendim yaptım. Herkesin damak tadı ayrı tabi. Dışarıda yemek yemedim henüz. Çünkü damak tadımız çok ayrı ve paramın boşa gitmesinden korkuyorum. Yeni tatlara açık biri değilim ne yazık ki. Yurttaki arkadaşlar da bizim yaptığımız yemeklere bayılıyorlar buradan da zayıf bir mutfakları olduğunu çıkarıyorum. Çünkü yaptığımız yemek patates yemeği, makarna vs. Büyütülecek şeyler değil yani.

Onların yemeklerini deneyen arkadaşlar da tatsız buluyorlar. Fakat dediğim gibi herkesin damak tadı ayrı. Bir de ağaçlardan çıkardıkları berzu sula diye bir su var. Hafif şekerli ve biraz yoğun bir tadı var saf su gibi değil. Bu suyun şifalı olduğuna inanıyorlar. Her yıl en az bir litre tüketiyorlarmış ki soğuk hava şartlarından korunabilsinler. Doğayla iç içe bir hayatları olduğu için gurur duyuyorlar. Bir pazarda berzu sula ikram edilmişti bana. Suyun içinde ağacın tozları filan vardı. Tadı kötü değildi. Şifalı olduğunu bildiğinizde de daha güzel geliyor.

Peki ya müzik?

Prata Vetra diye bir grup var ve oldukça popüler. https://www.youtube.com/watch?v=lAYkndpGGlU ve https://www.youtube.com/watch?v=J-CmEbXH90M favorilerimden. Müzik Liepaja için çok önemli. Kaldırım taşlarına işlenmiş notalara rastlıyorsunuz her adımda. Ayrıca Baltık Denizi'ne giderken bir parktan geçiyorsunuz. O parkta şarkı söyleyen bir ağaç var. Çok ünlü bir rock grubunun anısına yapılmış bir ağaç. Mutlaka görmelisiniz. Farklı farklı şarkılar ve renkli bir gösteri sunuyor size.

Rock müziği ülke için çok önemli. Fakat geleneksel şarkılara da önem veriyorlar. Kokle isimli bir müzik aletleri var. https://www.youtube.com/watch?v=yAwRI1Ahzvw. Bizim için saz neyse onlar için kokle o. Great Amber'de pek çok konser düzenleniyor. 3 euroya enfes bir müzik ziyafeti çekebilirsiniz. Bazen flashmob tarzı işler de yapıyorlar. Birden herkes dans etmeye başlıyor ve bir bollywood filmine düşüyorsunuz.

Liepaja şehrinde ev bulmak sana pahalıya mal oldu mu?

Yurtta kalıyorum ama ev de tutulabilir çok pahalı değil. Herhalde maksimum 100 euroya bir daire bulunur. Birkaç kişi kirayı paylaşırsa zaten yurttan daha ucuza bile gelebilir. Ben iki kişilik oda için 58 euro ödüyorum. Değer mi? Tartışılır. Çünkü bütün temizlik malzemelerini (tuvalet kağıdı, sabun vs.) ve mutfak malzemelerini kendimiz alıyoruz. Yurdun bize sağladığı şeyler su, elektrik ve oda.

Liepaja şehrinde yaşamanın maliyeti nedir?

Ben çok harcama yapmadım açıkçası. Aylık maksimum 150-200 euro diyebilirim. En az harcadığım ay ikinci ayımdı. 55 euro kendi harcamalarım 58 euro da yurt odam içindi. Aylık 50 euro altı yaşamak zaten pek mümkün değil. 

Dille başa çıkmak kolay mıydı? Üniversitede dil kursları var mıydı?

Zaten iyi derecede İngilizce biliyorum ve insanların çoğu da ingilizce biliyor. Letonca dersi de alıyorum üniversitede. Letonca Türkçe'ye göre farklı bir dil. Fakat ben balkan dillerine aşinayım ve Letonca da bu dillere çok uzak değil. İki sınav oldum şimdiye kadar ikisinden de 10 aldım. Yani çok zorlandığım bir ders değil. Yine de günlük yaşamda kullanmak pek kolay değil.

Senin şehrinden Liepaja şehrine gitmenin en kolay ve ekonomik yolu nedir?

Sakarya'dan İstanbul Atatürk Havaalanı'na gidiyorum. Oradan Riga RIX'e. Oradan da Liepaja'ya. Riga'dan mini bus ile 12 euroya Liepaja'da gideceğim yerin kapısına bırakıyorlar.

Liepaja şehrinde gece dışarı çıkıldığında nerelere gidilmesini önerirsin?

Şehrin ortasında bir kanal var. Geceleri orayı gezmeyi çok seviyorum. Şehri gece gezmek çok daha keyifli çünkü çok hoş ışıklandırmalar var. Gündüz gri bir şehirken gece bu grilik lambaların sarısına karışıyor ve daha az yoruyor insanı. Yemyeşil bir şehirden koyu gri bir şehre konduğum için ben biraz melankolik hissediyorum gündüzleri. Şehir kendisini gece sunuyor bana.

Liepaja şehrindeki hangi restoranları önerirsin?

Darbnica için iyi şeyler duydum. Henüz herhangi bir restoranta gitmedim. 

Bir Müslüman olarak Liepaja, Letonya'da yaşamak nasıl?

Riga'ya indiğim gün havaalanında o kadar çok Türkle karşılaştım ki, hatta üç dört kişi Türk bayrağı açmış bekliyorlardı, hiç yabancılık çekmedim. İlk günlerimde de sorun yaşamadım. Fakat sonra sonra insanların bakışlarını üzerimde yakalıyordum hep hemen kaçırıyordu gözlerini çoğu.

Çok nadir gözlerini dikip bakan insanlarla da karşılaştım. Bu arada ben tesettürlüyüm yani insanların ilgileri biraz da bundan sebep üzerime kayıyordu. Zaman geçtikçe sokakta yürürken korkmaya başladım. Çünkü medya bizleri çok da iyi yansıtmıyor biliyorsunuz. Yine de gözgöze geldiğimizde insanlara gülümsüyorum. Çoğu zaman  önlerine dönüp yürümeye devam ediyorlar. Bir iki kez can sıkıcı şeyler yaşadım ama anlatıp da şehirdeki güzel insanlara gölge düşürmek istemiyorum. Okulda ise hiç problem yaşamadım.

Yemek konusu biraz sıkıntılı. Aslında bu yüzden dışarıda yemiyorum. Çünkü yemeğin içinde kullanılan malzemeler hakkında kesin bilgiye ulaşabileceğim bir durum söz konusu değil maalesef. Ama sıkı durun! LETONYA'DA TORKU BULDUM! Evet yanlış okumuyorsunuz: Torku! Liepaja'da Baata isimli bir alışveriş merkezi var. Oradaki markette Torku'nun helvası, bisküvileri, çikolatası var. Hatta Elvan'ın şekerleri, Sebahat markasının da lokumu var. Bu arada Rimi adlı markette Sebahat markasının helvalı sürmeli çikolatası var.

Bunlar benim için çok değerli şeylerdi. Ülkemin ürünlerini taa Letonya'da görmek beni çok duygulandırmıştı. Ayrıca Türkiye'den pek çok giyim ürünü de geliyor Letonya'ya. Ve itiraf ediyorum çoğu zaman marketlerdeki Türkiye'den gelen domatesleri koklayıp hasret gidermeye çalışıyorum :) Bunların dışında dondurulmuş sebze tüketebilirsiniz. Yurdun hemen yanındaki SüperNetto'da 70 küsür cente 400 gram dondurulmuş sebze var. Ben üçe bölüp tüketmiştim. İsteyene tarif bile veririm oldukça güzel oluyor :) 

İbadet edebileceğimiz tek yer- daha önce de belirttiğim gibi- Riga Mescid'i. Ben Diyanet'in namaz vakitlerini gösteren uygulamasını indirdim telefonuma böylece vakit girince namazlarımı kılıyorum. Yurtta odamda kıldığım için sorun olmuyor ama okulda ya da dışarıda herhangi özel bir yer olmadığı için genelde oturarak, işaretle kıldım namazlarımı. Problem olmuyor. 

liepaja-letonya-sehrinde-aysenur-tarafin

Görülmesi gereken ne gibi kültürel yerler var?

Müzesi var Kurmajas Prospekts caddesinde. Ünlü müzik grupları ile ilgili bir sergileri var. Letonya'daki eski yaşam hakkında çalışmalar, objeler, resimler vs. var. Güzel bir yer. Eski Letonya ile bizim geçmişimiz arasında benzerlikler var çünkü çiftçilikle sağlıyorlarmış geçimlerini. Bu yüzden kullanılan eşyalar, giyilen kıyafetler oldukça benzer. Hatta insanlar evlendikten sonra başlarını örtüyorlarmış. Bunu da o müzede öğrenmiştim.

Great Amber diye bir yer var konserler, sergiler vs. düzenleniyor ayrıca restorantı da var. Liepaja'daki en güzel mimari diyebilirim. Daha önce de bahsettiğim gibi Youth House var. Youth House ile aynı bahçede bulunan küçük bir bina daha var. Orada da geleneksel oyunların ve dansların sergilendiği bir geceye katılmıştım. Fotoğraf da oradan.

Ayrıca Müslüman olanlar için ek bir bilgi vereyim. Letonya'da cami yok fakat Riga'da bir mescid var: http://www.likc.lv/lv/ Burada ilginç bir şey yaşadım. Onu anlatmak istiyorum.Haftasonu tatili için Riga'ya gitmek istedik ve bir hostelden yer ayırttık. Altı kişilik bayan yatakhanesinde üç yatak için günlük 6 euro... Tabi çok seviniyoruz hem ucuz hem güzel bir yer bulduk diye. Sabah sekiz otuz beş otobüsü ile Riga'ya gittik. 8 euro artı bagaj için 1.71 euro.

Riga'ya vardık. Kendimi İstanbul'da hissettim. Çok güzel bir şehir. Her şey yolunda... Gittik hosteli bulduk oradan da Turkebap adındaki Türk restorantına gideceğiz. Hostel vardığımızda büyük bir sürprizle karşılaştık. Bizim yerimize başkalarını almışlar ve özel oda önerdiler. O da 30 euro filandı. Biz de, biraz da sinirlendiğimizden, kabul etmedik ve ne yapacağımızı bilemez halde Turkebap'a gittik.

İçeri girdiğimiz gibi Türkiye'de hissettik kendimizi. Türkçe şarkılar, kocaman fes lambalar, döner, ayran, semaverde çay... Oturduk bir kase mercimek çorbası içtik. Ne yapacağımızı düşünüyoruz tabii bir yandan da. O an aklıma geldi. Riga'daki mescidi görmeyi çok istiyordum. Çünkü Letonya'daki tek mesciddi ve uzun zamandır cami görmediğim için o havayı özlemiştim açıkçası. Arkadaşlarıma oraya gitmeyi ve bize yardımcı olmalarını istemeyi önerdim. Kabul ettiler. Zaten Turkebap'a çok yakındı mescid. Navigasyon sayesinde de kolayca bulduk.

Kapıyı Tunus'lu bir ağabey açtı. İçeri girmek istediğimizi söyledik eşyalarımızı da o taşıdı. Sonra "Ağabey" dedik "Bizim kalacak yerimiz yok. Burada kalabilir miyiz?" Hiç ikiletmeden kabul etti. O kendi dilinde bir şeyler söylüyor biz İngilizce... Bir şekilde anlaştık. Sonra çıkıp şehri gezdik. Mükemmel bir şehir. Old Town mutlaka görülmeli. Ama konumuz bu değil :)

Geri döndük mescide, hazırladığımız yolluklardan yedik. O sırada Tunuslu ağabey bize yemek getirdi. Hiçbir karşılık beklemeden... Öyle duygulandık ki. Biz de ona ikramlarda bulunduk. Daha sonra imam ile tanıştık. O da bisküvi, çikolata tarzı şeyler bıraktı bize ve mutfağı istediğimiz gibi kullanabileceğimizi söyledi. Birbirmizi hiç tanımadığımız halde böyle misafirperver yaklaşmaları bizi çok duygulandırdı.

Ertesi gün saat on birde çocuklar geldiler. İngilizce, Arapça, değerler eğitimi dersleri alıyorlardı. Biz de misafir olduk. Müslüman kadınlar ile oturup yemek yedik, muhabbet ettik. Bir tanesi Gebze'de yaşamış, eşi de Türkmüş. Bir tanesinin kız kardeşi İstanbul'da yaşıyormuş. Türkiye'yi yad ettik yani. Hiç ayrılmak istemedim oradan.

Küçük bir kız çocuğunun dizine koydum başımı ve daha küçük bir kız çocuğu sırtıma tırmandı. Ben derdimi tasamı tam o anda, oraya bıraktım işte. Bu arada yardım etmek isteyen olursa çocuklar için kaynak kitaplara ihtiyaçları varmış. Aklınızda bulunsun. Riga'ya giderseniz mutlaka oraya da uğrayın. Benim de sevgilerimi, selamlarımı iletin lütfen. Ve Riga'ya da mutlaka gidin bana kalırsa.

liepaja-letonya-sehrinde-aysenur-tarafin

Gelecekte Liepaja şehrine gidecek öğrencilere neler tavsiye edersin?

"'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, 
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de."

-Kavafis

Liepaja benim için hep Kont Olaf'ın şehri olarak kalacak. Yine de şunu biliyorum: Kont Olaf ile sonsuza kadar yaşanmaz belki ama hayat onsuz çok sıkıcı olurdu! (Kont Olaf, Lemony Snicket'ın Talihsiz Serüvenler Dizisi'nden bir karakter. Biraz korkunç bir karakter. Tamam fazlasıyla korkunç...) İyisiyle kötüsüyle güzel bir deneyim olacak. İnsana çok şey katıyor. 

Siz de benim gibi, olduğunuz yerden bunalıp kaçmak istediğiniz için geliyorsanız çok yüksek beklentilerle gelmeyin. Emin olun başka bir deniz bulamayacaksınız. Çünkü bulabileceğiniz en güzel deniz içinizde. Kaçıp geldiğiniz yerden daha güzel olacağını ummayın ki her türlü şarta hazırlıklı olabilin.

Liepaja'dan ziyade Riga daha gelişmiş. Hatta Sakarya'yı bilenler için söylüyorum Liepaja Camili 1 ise Riga Adapazarı'dır. Liepaja'da iseniz sık sık Riga'ya gitmenizi tavsiye ederim stres atacağınız bir yer olur. Ayrıca 4 euro'ya Litvanya-Kleipada'ya gidebiliyorsunuz. İlk geldiğimde Talihsiz Serüvenler Dizisi'nde hissetmiştim kendimi. Bütün evler Kont Olaf'ın evine benziyordu.

Sovyetlerden kalma bir tek tiplik var. Mesela bir caddede bütün evler bordo. Diğerinde bütün evler kahverengi gibi. Bu beni öyle korkutmuştu ki ilk gün sudan çıkmış balık gibiydim. Sonra yavaş yavaş alıştım. İnsanlar biraz soğuklar. Özellikle yabancı olduğumuz için, bizi bilmedikleri için biraz korkuyorlar galiba. Bunu aşmak da oldukça zor. Ama size destek olan birileri mutlaka olacaktır.

"İnsan kendini yolculukta tanır" diye bir şey okudum geçen gün. Buna çok inanıyorum. Kendi içimde ne kadar yükselebileceğimi burada görüyorum. Benim için hasret en zor şey, gurbette olmak, uzak kalmak... Ama yaşadığınız yerden uzak kalarak kendinize yaklaşıyorsunuz aslında. Korkmayın. "What might seem to be a series of unfortunate events may in fact be the first step of a journey!" der Lemony Snicket/Daniel Handler.

Yani "Talihsiz Serüvenler Dizisi gibi görünen bir şey aslında bir maceranın ilk adımı olabilir!" İlk adımı atın. Hayat size pembe bir macera vadetmiyor. Bazen çok siyah bazen çok mavi bir macera var önünüzde bazense ortada bir yerlerde, gri... Bazen içinizdeki güzel duyguları paylaşacak birini bulamayacaksanız. O zaman kanalın oradaki köprüye gidin ve deyin ki "Ey tabiat! Çok yalnızsın değil mi? Al sana bisküvi"


Fotoğraf galerisi


Burada (Liepaja) yaşadığın Erasmus deneyimini paylaş!

Liepaja yerini bir yerli, gezgin veya değişim öğrencisi olarak biliyorsan... Liepaja hakkındaki düşüncelerini paylaş ! Farklı özelliklerini puanla ve tecrübelerini paylaş!

Deneyim ekle →

Yorumlar (1 yorum)

Erasmus deneyimi paylaş!

Deneyim ekle →


Hesabınız yok mu? Kaydol.

Biraz bekleyin lütfen

Koşun hamsterlar! Koşun!