Advertise here

İkinci Durak: Auschwitz - Birkenau Concentration Camp in Krakow

Tarafından yayınlandı Uygar Tarhan — 7 ay önce

Blog: Kod Adı: Gezginzade
Etiketler: Erasmus blog Kraków, Kraków, Polonya

Merhabalar Gezgin Arkadaşlarım, 

Bugün ikinci durağımız olan ve Polonya'nın Krakow şehrinde yer alan "Auschwitz - Birkenau Toplama Kampları" anılarım ve tavsiyelerim ile karşınızdayım. 

Karvina'ya geleli iki hafta olmuş, gerekli resmi birimlerle ve üniversitemizle ilgili tüm işlerimizi halletmiş, 5 ay boyunca kalacağımız yeri tanımış ve en önemlisi changes belgelerimizi halletmiş ve gezmekten başka yapacak hiçbir işimizin olmaması nedeniyle rahatlamıştık. 

Nereye gitsek diye düşünürken, hemen sınırında bulunduğumuz Polonya geldi aklımıza ve Krakow'a, bizim için tarihi değeri çok büyük ve anlamlı olan "Auschwitz - Birkenau Toplama Kampları"na gitmeye karar verdik. Hemen en basit ve en ucuz yoldan nasıl gidebiliriz sorusuna yanıt bulabilmek için iki koldan araştırmalara başladık. Araştırmalarımızdan bazı yararlı bilgiler edinmemize rağmen tam olarak nereye nasıl gideceğimizi bilmiyorduk ve kabataslak bir gezi planı ile yola koyulduk. 

Eğer yanlış hatırlamıyorsam, planı yapmaya başladığımız ilk gece "Leo Express" firmasından bulduğumuz adam başı 5 Euro olan biletlerimizi aldık ve bineceğimiz durak olan Ostrava Hlavni Nadrazi'ye 20 dakikalık kısa bir tren yolculuğu gerçekleştirdik. Bizi Krakow'a götürecek olan trenimizin kalkış saati akşam olmasına rağmen biz öğleye doğru Ostrava'ya varmıştık ve Ostrava'da gezmeye karar verdik. Ostrava'da gezilebilecek yerleri bir çırpıda araştırdık ve kendimizi bir sanat galerisinin içerisinde bulduk. Resimlere ve portrelere bakıp kısa sürede galeriden çıktık ve trenin kalkış saatine kadar olan zamanımızı Ostrava'nın büyük alış-veriş merkezlerinden birisi olan "Forum Karolina" da geçirdik.

Trenin kalkış saatine yakın beklemek için yerimizi aldık. Trenimizin gelmesine müteakiben yerlerimize oturduk ve bilgisayarlarımızı hemen koltuklarımızın altında bulunan prizlere şarj olması için bıraktık. Bilet aldığımız sitede trende wifi özelliği göstermesine rağmen yolcular kesinlikle bu wifi ağını bağlanamıyor. Sadece tren personeli bu wifi ağını kullanabiliyor. 

Yaklaşık olarak 1.5 saat gibi bir yolculuğun ardından Krakow Tren İstasyonu'na vardık. Şans ya işte, biz varır varmaz yağmur çiselemeye başlamıştı. Etrafı biraz keşfettikten ve Krakow şehir merkezine nasıl gideceğimizi  öğrendikten sonra yola koyulduk. Önceden ayarlamadığımız ve tabi o tarihlerde kesin olarak güvenemediğimiz sitelerden konaklama için rezervasyon yaptırmak yerine, konaklayacağımız yerleri kendimiz bulmayı yeğliyorduk. Ama bunun kötü bir tercih olduğunu söylemeliyim. Çünkü, kapısını çaldığımız ne kadar hotel ne kadar pansiyon varsa reddedildik. Bu yüzden, gezi planınız doğrultusunda kalacağınız yeri öncesinden "Booking, Hostelworld ve Airbnb" güvenilir sitelerden yapmanızı tavsiye ederim. Bu arada, biz en çok Booking uygulamasını kullandık. 

Konaklamak için bir yer bulamamamızın ardından kaderimiz olan tren istasyonuna geri döndük ve sabaha kadar bir o yana bir bu yana gezine gezine adeta istasyonun altını üstüne getirdik. Bu arada, Krakow Tren İstasyonu, otobüs terminali ve bir alış-veriş merkezi ile bitişik konumda yer alıyor. Birbirleri arasında geçiş yapmanız oldukça kolay. Normal şartlar altında otobüs ile ulaşmayı planladığımız toplama kamplarına daha fazla dayanamayarak sabaha karşı kalkan bi trenle ulaşmayı denedik.

* Toplama kamplarına zorlu ulaşma hikayemizden bahsetmeden önce söylemek isterim ki, Krakow Tren İstasyonu'na bitişik konumda yer alan otobüs terminali vasıtasıyla "Lejkonak" adlı otobüs firmasını kullanarak (bilet 15 Pln olsa gerek) Auschwitz'in önüne kadar rahatça ulaşabilirsiniz. Birkenau'ya geçmek için ise yine Auschwitz önünden kalkan ücretsiz "shuttle bus"ları kullanabilirsiniz. Dönüş içinde aynı yolu izleyebilirsiniz.

Trenden, neredeyse ormanın içerisinde yer alan korku filmlerinde gördüğümüz duraklara benzeyen bomboş harebe bir durakta inip yolun karşısına geçtik. Şafak daha sökmemiş, hava buz kesiyor ve etrafta kimsecikler ama en önemlisi internetimiz yoktu. Nereye gideceğimizi ve nasıl gideceğimizi bilmiyorduk. Önümüzdeki tek yolu takip etmeye karar verdik. Sanıyorum ki 5 kilometrelik bir yürüyüşün ardından karşımıza duraklar ve evler çıkmaya başladı. Durakların üzerinde yazan isimlere bakarak ilerledik ve her yeni durağa geldiğimizde doğru yolda mıyız diye kontrol ediyorduk. Sanıyorum ki 25 kilometrelik bir yolculuğun ardından Auschwitz'e varmıştık ve mutluyduk. (O gün yürüdüğümüz mesafeyi kanıt olarak fotoğraflar ksımına yükleyeceğim.) 

Hemen pasaportlarımız ile biletlerimizi alarak girişe doğru ilerledik. Biletler için hiç bir ücret ödemedik. Sırt çantalarını içeriye kesinlikle almıyorlar hemen giriş kapısının solunda yer alan eşyalarınızı emanet edebileceğiniz bir yer var ve eşyalarınızı 4 Pln kadar çok cüzi bir miktar karşılığında oraya bırakabilirsiniz. 

NOT: Ben gezmek istediğim yerin tarihini, orada yaşananları önceden bilip, bu farkındalık ve hislerler ziyaretini gerçekleştirmek isteyenlerdenim. Verdiğim ayrıntılı bilgilerin nedeni sizi de bir nebze olsun bilgilendirmek ve kafanızda genel bir tablonun oluşmasını sağlamaktır.     

Çantalarımızı bırakmamızın ardından "Arbeit Macht Frei" yazan kapıdan girişimizi yaptık. Bu cümlenin anlamı şudur: "Çalışmak, insan özgürleştirir ya da özgür kılar." Kapıdan girdikten sonra sayıları bir hayli olan blokları gezmeye koyulduk.

ilk olarak kampın komutanı ve SS'in başı Heinrich Himmler'in sağ kolu olan "Reinhard Heindrich" in tanıtıldığı bloğu gezdik.

İkinci olarak, meşhur Nazi doktoru "Doktor Mengele" nin odasının ve eşyalarının bulunduğu bloğu gezdik. Orada gördüklerim gerçekten bir insanlık dramının ve tarihin en önemli parçalarıydı. 

Üçüncü olarak, beni en çok etkileyen yer "Krematoryum" a gitmiştik. Krematoryum, Yahudilerin yakıldığı fırınların bulunduğu yerin adıdır. Krematoryumun girişinde. "Burada yaşamlarını yitiren binlerce insanın aziz hatıraları saygı için sessiz olunuz!" tarzı bir yazı yazılıydı ve içeri giren herkes hangi milletten hangi renkten hangi dinden olursa olsun buna dikkat ediyorlardı. Fırınların karşısına geçtiğimde o izlediğim filmlerdeki sahneleri gözümün önüne getirmeye ve hissetmeye çalışıyordum. 

* Burayı ziyaret etmeden önce size izlemeniz için birkaç film önerisi yapabilirim.

  • The Pianist
  • Schindler's List
  • Life Is Beautiful 


The Pianist adlı film, dönemin pskolojik tablosunu dramatik bir şekilde çizmeyi başaran en önemli yapıtlardan bir tanesidir. Ama bana favorin hangisi diye soracak olursanız, kesinlikle Schindler'in Listesi olduğunu söylerim. Oscar Schindler, 1200'e yakın Yahudiyi kap-kacak yaptığı fabrikasında çalıştırarak Holocaust'tan kurtarmayı başarmıştır. Şu sözü hatırlamanızı ve asla aklınızda çıkarmamanızı temenni ediyorum. "WHOEVER SAVES ONE LIFE, SAVES THE WORLD ENTIRE." Bu cümle der ki insanoğluna: "Kim bir yaşamı kurtarırsa tüm dünyayı kurtarmış olur." Oscar Schindler, 1200 yaşamı kurtarmıştı. Filmin sonunda görürsünüz ki o Yahudiler ve çocukları bugün "Schindler'in Yahudileri" olarak mutlu ve özgür bir yaşam sürmektedirler. 

Gezimize devam edecek olursak, Auschwitz'de genel bir tur attıktan sonra "shuttle bus" ı kullanarak Birkenau'ya giriş yaptık. Burası, Schindler'in Listesi filminde görmüş olacağınız demiryolu ile girişi birleşik olan toplama kampı idi. Yahudilerin taşındığı o vagonlardan birinin ve demiryolunun üzerinde hemen bir fotoğraf çekildik. Hemen ardından çok büyük olan bu kampı gezmeye başladık, buradaki esirlerin kaldığı yerleri görmek, o havayı soluyabilmek gerçekten çok farklıydı. Burada sayısı iki olan ve Auschwitz'dekine göre çok daha büyük olan krematoryumları gezmeyi çok istediğimi anımsıyorum. Fakat Almanlar savaşı kaybettiklerinde arkalarında kanıt bırakmamak için döşedikleri dinamitler ile bu iki krematoryumu yıkmışlardı. Krematoryumların yıkılmış halleri, etrafını çevirdikleri bir güvenlik şeridi ile hala yerli yerinde durmaktadır.

Burayı gezerken, Yahudi olduklarını düşündüğümüz bir kafilenin gözyaşları içinde dua edişlerine de şahit olmuştuk. Orayı gezerken çok farkına varamamış olsam da şimdi bazı şeyleri daha iyi fark ediyorum. Umarım bu farkındalık ile bir daha görebilirim o yerleri... 

Uzun bir gezinin ardından dönüş zamanı gelmişti artık. Eğer bir sonuş bölümü yazacak olsam bu kesinlikle şöyle olurdu:

"Lütfen, insanları milletlerine, renklerine, dinlerine, inançlarına göre yargılamayınız. İnsanları iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırınız. İyi insan her yerde iyidir, kötüyse her yerde kötü...Tüm insani ve hümanist duyguları kalbimin en içinde bulundurarak, ayrıca iflah olmaz bir realist olarak söylemek isterim ki çiğ süt emmiş insanoğlu tarihin hiçbir devrinde elindekilerle yetinmesini bilmeyecek ve dünyayı yeni savaşlara, milletler çatışmalarına sürükleyecektir. Maalesef savaş dünyamızın kaçınılmaz bir gerçeği olmaya devam edecektir."

Sözlerimi Brad Pitt'in başrolünü oynadığı "Fury" filminden alıntıladığım bir replik ile bitirmek istiyorum.

"IDEALS ARE PEACEFUL, HISTORY IS VIOLENT."


Üçüncü durağımız olan Viyana'da görüşmek üzere...

 


 


Fotoğraf galerisi


Yorumlar (0 yorum)


Kendine ait Erasmus blogunun olmasını ister misin?

Yurtdışında yaşamayı tecrübe ediyorsan, tutkulu bir gezginsen veya yaşadığın şehri tanıtmak istiyorsan... kendi blogunu oluştur ve maceralarını paylaş!


Hesabınız yok mu? Kaydol.

Biraz bekleyin lütfen

Koşun hamsterlar! Koşun!